Kaygının Hiç Olmaması Mı, Çok Olması Mı Daha Büyük Sorun?

Bir sınav yaklaşırken ya da hayatımızı değiştirecek herhangi bir kararın eşiğindeyken hissedilen kaygı, aslında çoğu zaman çok tanıdık bir duygu. Özellikle çocuklarda kaygının hiç olmaması da fazlasıyla yoğun olması kadar sorun yaratabiliyor. Yerkes-Dodson kanunu, tam da bu noktada devreye giriyor.

çiğdem dengiz
çiğdem dengiz
02 Nisan 2025 Çarşamba 16:15
Kaygının Hiç Olmaması Mı, Çok Olması Mı Daha Büyük Sorun?

Psikologlar Robert Yerkes ve John Dillingham Dodson, 1908 yılında ortaya koydukları Yerkes-Dodson kanunuyla stres seviyesi ve performans arasındaki bağlantıya dikkat çekiyor. Teoriye göre çok düşük kaygı motivasyon eksikliğine, çok yüksek kaygı ise konsantrasyon sorunu ve performans düşüklüğüne neden oluyor. İdeal olan ise orta düzeyde kaygı. Çocuğunuz bazen çok çalışsa da istediği başarıya ulaşamıyorsa ya da sınav döneminde aşırı strese kapılıyorsa, bu teorinin işaret ettiği dengeyi yakalamakta güçlük çekiyor olabilir.

Çok yüksek stresin dikkat dağınıklığına yol açtığı bir gerçek. Peki, hiç kaygı duymayan bir çocuğun sınavlarda nasıl bir performansı olur? Belki de tam tersi, kaygıdan yerinde duramayan bir çocuk için neler yapmak gerekir? Bu soruları Çocuk ve Ergen Psikoloğu Pınar Daldikler Atatanır ile konuştuk. İşte psikolojinin en ilgi çekici yasalarından biri olan Yerkes-Dodson kanununun, çocukların başarı ve gelişimindeki önemi…

Fotoğraf: Getty

Performansı şekillendiren ideal kaygı seviyesi

Yerkes-Dodson kanununun temel mesajı, kaygının belli bir seviyeye kadar performansı artırdığı, ancak bu seviyeyi aştığı noktada performansı olumsuz etkilediği yönünde. Pınar Daldikler Atatanır, bu duygunun aslında insanın hayatta kalması için “olağan” bir duygu olduğunu vurguluyor:

“Kaygı insanoğlunun varlığını sürdürmesi için ihtiyacı olan olağan bir duygudur. Bunu bazen sosyal ilişkilerimizde, bazen yeni bir işe başlarken, bazen okulda, bazen hayatımızda yaşadığımız değişimlerde, bazen de girdiğimiz sınavlarda hissederiz. Yerkes ve Dodson kanununa göre kişinin performansı, psikolojik veya zihinsel bir etkenle belirli bir noktaya kadar artar.”

Peki, çocuklarda “ideal stres” nasıl belirlenir? Atatanır, çocuğun sınava hazırlanırken belli bir düzeyde kaygı duymasının aslında doğal ve gerekli olduğunu belirtiyor. Çünkü kaygı, çocuğun sınava ciddiyetle yaklaşmasını ve sorumluluklarını yerine getirmesini sağlıyor. Ancak Atatanır uyarıyor:

“Kaygının hiç olmadığı durumlarda, kişi sınava karşı sorumluluk hissetmeyebilir. Bu da hazırlık motivasyonunu olumsuz yönde etkiler. Ama kanun diyor ki bunun da bir sınırı var. Çok yoğun kaygı da kişinin performansını olumsuz yönde etkiler. Ama kişiyi motive edici kaygı ise kişinin performansını olumlu yönde etkiler.”

Fotoğraf: Getty

Aşırı korumacılığın sonuçları

Kaygı seviyesini desteklemek kadar, gereğinden fazla azaltmaya çalışmak da riskli. Aileler bazen çocuklarını her türlü stresten tamamen uzak tutmak isteyebiliyor. Bu yaklaşım çocukların ileride gerçek hayattaki sorunlarla başa çıkma becerilerini olumsuz etkileyebiliyor:

“Genelde anne babalar çocuklarını, hayatta onları üzebilecek her şeyden korumak istiyorlar. Ama bunun seviyesi çok önemli. Çocuğun baş edebileceği sorunlarını çözmeye çalışmalarına izin vermeliler. Çünkü çocukluk döneminden itibaren edinilen deneyimler, çocuğun yetişkinlik hayatında en büyük rehberi olacaktır. Çocukluk döneminde çözüm becerisi iyi olan çocuklar, yetişkin olduklarında daha çok sorumluluk alabilirler ve kendilerine olan inançları daha olumlu olur. Bir sorunla karşılaşmaktan çekinmeyen kişinin ise günlük hayatındaki kaygı düzeyi sağlıklı olur.”

Fotoğraf: Getty

Sosyal ilişkiler ve gelişim de etkileniyor

Yerkes-Dodson kanununun altını çizdiği gibi, doğru dozda kaygı çocuğun performansını olumlu etkileyebilir. Ancak aşırıya kaçan ve “hata yapma endişesi”yle beslenen kaygı, çocuğun yalnızca sınavlarda değil, hayatın pek çok alanında da başarısını sekteye uğratabilir. Atatanır, sınav dönemlerinde yaşanan stresi şöyle yorumluyor:

“Ne derecede kaygılandığı önemli tabii. Belirli bir derecede kaygı kişinin performansını olumlu yönde etkiler. Ama kişi sürece değil de sonuca odaklı bir bakış açısı ile değerlendiriyorsa, varsaydığı olumsuz sonucu felaketleştirmeyi öğrenmişse, bu diğer performans sergileyeceği şeylerde de otomatik olarak olumsuz yönde etkilenmesine neden olup başarısını negatif şekilde etkileyebilir.”

Anne babalar önce kendi kaygılarını yönetmeli

Kaygı bazen optimal düzeyin çok üzerine çıkabiliyor. Böyle durumlarda ailelerin kendi tutumlarını gözden geçirmeleri gerektiğini hatırlatan Pınar Daldikler Atatanır, ilk adım olarak ebeveynin de kendi kaygısını değerlendirmesi gerektiğini söylüyor:

“Burada en önemlisi anne babanın da ne kadar kaygılı olduğu. Anne baba bazen hiç fark etmeden kendilerinden çocuğa aktardıkları herhangi bir belirsizlik içeren bir durum içerisine sokmuşlar mı? Bir soruna karşı yaklaşımları nasıl? Birlikte çözüm arıyorlar mı? Yoksa kendileri mi çözmeyi tercih ediyorlar ya da çocuğu sorunla baş başa mı bırakıyorlar? Kaygı seviyesi çocuğun günlük hayatını etkileyecek derecede olduğunu fark ettiklerinde ise bir uzmandan destek almaları önemli.”

Yerkes-Dodson kanunu, çocuklarda doğru oranda kaygı seviyesinin hem akademik başarının hem de gündelik hayat becerilerinin gelişmesinde ne kadar önemli bir rol oynadığını açıkça gösteriyor. Ebeveynlerin bu dengeyi sağlama sürecinde çocuğa fırsatlar tanıması, gerektiğinde uzman desteğinden çekinmemesi ve kendi kaygı seviyelerini de gözden geçirmesi, çocukların sağlıklı bir özgüven ve performans düzeyine ulaşmasına yardımcı oluyor.

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner87

banner86